son derece güzel bir oyuncu. aramızdaki sarışın ve obsessed filmlerinden tanıdığım ve oyunculuğuna hayran kaldığım sayılı güzellerden.
(bkz: ben sana mecburum)
kemal unakıtanın vecizesi, valla herkesin göt korkusu vardı kendisine karşı sağolsun korkmamamız gerektiğini belirtti, teşekkür ederiz kendisine ve kendisini rte kasımpaşadaki kahvehanesinde okeye aranan dördüncü olarak yollamak istemekteyiz.
fransızca konuşanlara veya konuşulan bölgelere verilen isimdir, fransız hayranı olmak anlamı da vardır.
içişleri bakanlığınca kaldırılması gündemde olan arama şekli herkes kimi kimin aradığın görmeliymiş.
az önce biten fortis türkiye kupası maçı. seneler önce fenerbahçenin başına gelen pendik faciası bu kez beşiktaşın başına "inegol faciası" olarak geldi. mücadeleyi inegolspor eze eze 1-0 kazanmıştır.
jean jacques rousseaunun kurduğu akımdır, sanatta zarifliğin ön plana çıkartılması daha duygusallığın artması ve bunun insan yaşamına yansıması şeklinde çıkmıştır karşımıza.
(bkz: efektif)
(bkz: sensible soccer)
10 senedir her yaz gittiğim izmir’de özellikle de 1999 yılından itibaren başlayan ve sürekli mükemmele doğru giden değişimin mimarıydı, o yıldan itibaren her gittiğimde izmir daha mükemmel gözükürdü ve her dolaştığımda daha da çok severdim izmir’i avrupa’da gördüğüm modern kentlerden bir farkı yoktu adeta ve istanbul kadar hareketli ve doluydu, artık etrafımdakilere ileride izmir’de yaşayacağım demeye başlamıştım. o rezil kokan kordon’un bugünkü mükemmel haline getirilmesi, sokakların daha düzenli olması, bostanlı sahil şeridinin mükemmelleşmesi ve de ulaşımın süper olması gibi bir çok şey vardı izmir’de. işte tüm bunların mimarıydı ahmet piriştina, halktan birisiydi izmir’de ve herkes çok severdi, öldüğü gün çok sevdiğim izmir’im için ağladım erken yaşta aramızdan ayrıldı. bu ülke bütün iyi ve güzel değerlerini neden erkenden ve de en çok ihtiyaç duyulan zamanda kaybediyor diye isyan ettim. belediyecilik denen kavram neyse ahmet piriştina örneği bütün belediye başkanlarına öğretilmelidir kavram olarak, hiçbir yolsuzluğu bile olmayan tüm enerjisini izmir’e harcayan birisiydi. mekanı cennet olsun.
her dinledinlediğim de bir yerde her çalışını duyduğum da duygulandıran ve tüylerimi diken diken eden marş.
izmir’in dağlarında çiçekler açar.
altın güneş orda sırmalar saçar.
bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar.
yaşa mustafa kemal paşa,yaşa;
adın yazılacak mücevher taşa.
izmir dağlarına bomba koydular
türk’ün sancağını öne koydular.
şanlı zaferlerle düşmanı boğdular.
kader böyle imiş ey garip ana
kanım feda olsun güzel vatana.
izmir’in dağlarında oturdum kaldım
şehit olanları deftere yazdım.
öksüz yavruları bağrıma bastım.
kader böyle imiş ey garip ana
kanım feda olsun güzel vatana
türk oğluyum ben ölmek isterim.
toprak diken olsa yatağım yerim.
allahından utansın dönenler geri
yaşa mustafa kemal paşa,yaşa
adın yazılacak mücevher taşa...
izmir’in dağlarında çiçekler açar.
altın güneş orda sırmalar saçar.
bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar.
yaşa mustafa kemal paşa,yaşa;
adın yazılacak mücevher taşa.
izmir dağlarına bomba koydular
türk’ün sancağını öne koydular.
şanlı zaferlerle düşmanı boğdular.
kader böyle imiş ey garip ana
kanım feda olsun güzel vatana.
izmir’in dağlarında oturdum kaldım
şehit olanları deftere yazdım.
öksüz yavruları bağrıma bastım.
kader böyle imiş ey garip ana
kanım feda olsun güzel vatana
türk oğluyum ben ölmek isterim.
toprak diken olsa yatağım yerim.
allahından utansın dönenler geri
yaşa mustafa kemal paşa,yaşa
adın yazılacak mücevher taşa...
topallar için kullanılan tabir.
bilkent üniversitesi’ne geçtiğimiz haftalarda ders vermeye gelip saçmalamış hoca bozuntusu, ülkelerin sınırlarına ve mevcudiyetlerine saygı duymayan insan. çok daha sert laflar hakediyor ama terbiyem müsade etmedi şimdilik.
http://arsiv.sabah.com.tr/2006/02/08/gun103.html
http://arsiv.sabah.com.tr/2006/02/08/gun103.html
istese de boş olamadığını belirtmiş dolu olduğunu ve bu doluluğunu bizlerle en yakın zamanda paylaşmasını beklediğim 2. nesil bilgiçimiz, saygılar.
"ya biz ruh çağırmak istiyoruz zorluk çıkarmadan bir tane gönderir misiniz?" diye bir arama gerçekleştirilebilecek hat.
babasının ricasıyla dünya bankasına 2 sene önce yerleştirilmiştir.
bugün en sonunda gördüğüm ve türk sineması adına istenirse neler yapılabileceğine şahit olduğum güzel film.
öncelikle kurtlar vadisi’ni diziden de çok seviyorsanız, amerikan kapitalizmi karşıtıysanız, amerika’nın bir çok masum halkın geleceğini çaldığına içiniz yanıyorsa mutlaka hoşunuza gidecektir bu film.
film kendi içinde iki üç farklı olayı anlatmak amacında biri ırak’taki iktidar kavgası ve bu iktidar kavgası sırasında amerikalıların tarafları nasıl birbirine düşürdüğü, ikincisi ırak’ta yaşanan sosyolojik dram ve de amerikan askerlerinin yaptığı işkenceler adeta belgesellere konu olacak kadar güzel anlatılıyor, üçüncüsü ise bizim için önemli olan "çuval olayı".
filmdeki bir çok sahne hareketli ve güzel çekilmiş, çekimler gerçekten güzel, en önemlisi ise filmdeki konuşmalardı. hiçbir boş konuşma yoktu gerçekten içeriği çok güzel doldurulduğu gerekli yerlere gerekli mesajlar veren konuşmalar vardı.
filmde beni en çok etkileyen sahneler ise filmin başındaki karakolun amerikan askerleri tarafından basılmasıydı, orada komutanın ankara ile temasa geçip " komutanım ölmek için emirlerinizi bekliyorum arz ederim" demesi ve onu derken ki ağlamamak için kendisini zor tutması gerçekten çok etkileyiciydi. bir diğer etkileyici sahne ise iki dine inanan insanların nasıl ibadete yöneldikleriyle alakalı burada zikr ve şeyh olaylarına girilmiş ancak her ne kadar tasvip etmesemde filmde anlatılan şeyh olayı çok farklı bir anlam ifade etmekte bu ırak koşullarında.
etkileyici bir diğer şey ise polat alemdar ile amerikan komutan sam marshall arasında geçen sert diyalogta sam marshall’ın söyledikleriydi: "50 yıldır paranızı da silahlarınızı da biz veriyoruz, neden bir şey üretemiyorsunuz, komunizm belasından gelin bizi kurtarın diyen de sizdiniz, sizin hep kırmızı çizgileriniz var zaten kırmızı çizgilerinizin hepsi sildik ortadan kaldırdık ama nedense buna laf etmiyorsunuz da 11 tane askerinize çuval geçirince laf ediyorsunuz, biz size silahları yolladık ama yanımızda savaşa girmediniz sizi yanımızdan atmamızı kaldıramıyorsunuz." şimdi türk dış ve iç politikasında son 50 yılda yapılan bütün yanlışları bir filmde amerikan komutanını oynayan bir amerikalı mı halka dürüstçe söyleyecekti? bu mu olmalıydı? bu ülkede bu halka tüm gerçekleri söyleyecek dürüst bir politikacı yok mu?
film genel olarak güzelken iki şey kötüydü birincisi trene atlama sahnesini tam çekmemişler ve bu da bir eksik gibi durmuş ikincisi ise daha doyurucu bir sonu olabilirdi.
öncelikle kurtlar vadisi’ni diziden de çok seviyorsanız, amerikan kapitalizmi karşıtıysanız, amerika’nın bir çok masum halkın geleceğini çaldığına içiniz yanıyorsa mutlaka hoşunuza gidecektir bu film.
film kendi içinde iki üç farklı olayı anlatmak amacında biri ırak’taki iktidar kavgası ve bu iktidar kavgası sırasında amerikalıların tarafları nasıl birbirine düşürdüğü, ikincisi ırak’ta yaşanan sosyolojik dram ve de amerikan askerlerinin yaptığı işkenceler adeta belgesellere konu olacak kadar güzel anlatılıyor, üçüncüsü ise bizim için önemli olan "çuval olayı".
filmdeki bir çok sahne hareketli ve güzel çekilmiş, çekimler gerçekten güzel, en önemlisi ise filmdeki konuşmalardı. hiçbir boş konuşma yoktu gerçekten içeriği çok güzel doldurulduğu gerekli yerlere gerekli mesajlar veren konuşmalar vardı.
filmde beni en çok etkileyen sahneler ise filmin başındaki karakolun amerikan askerleri tarafından basılmasıydı, orada komutanın ankara ile temasa geçip " komutanım ölmek için emirlerinizi bekliyorum arz ederim" demesi ve onu derken ki ağlamamak için kendisini zor tutması gerçekten çok etkileyiciydi. bir diğer etkileyici sahne ise iki dine inanan insanların nasıl ibadete yöneldikleriyle alakalı burada zikr ve şeyh olaylarına girilmiş ancak her ne kadar tasvip etmesemde filmde anlatılan şeyh olayı çok farklı bir anlam ifade etmekte bu ırak koşullarında.
etkileyici bir diğer şey ise polat alemdar ile amerikan komutan sam marshall arasında geçen sert diyalogta sam marshall’ın söyledikleriydi: "50 yıldır paranızı da silahlarınızı da biz veriyoruz, neden bir şey üretemiyorsunuz, komunizm belasından gelin bizi kurtarın diyen de sizdiniz, sizin hep kırmızı çizgileriniz var zaten kırmızı çizgilerinizin hepsi sildik ortadan kaldırdık ama nedense buna laf etmiyorsunuz da 11 tane askerinize çuval geçirince laf ediyorsunuz, biz size silahları yolladık ama yanımızda savaşa girmediniz sizi yanımızdan atmamızı kaldıramıyorsunuz." şimdi türk dış ve iç politikasında son 50 yılda yapılan bütün yanlışları bir filmde amerikan komutanını oynayan bir amerikalı mı halka dürüstçe söyleyecekti? bu mu olmalıydı? bu ülkede bu halka tüm gerçekleri söyleyecek dürüst bir politikacı yok mu?
film genel olarak güzelken iki şey kötüydü birincisi trene atlama sahnesini tam çekmemişler ve bu da bir eksik gibi durmuş ikincisi ise daha doyurucu bir sonu olabilirdi.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?