ikisinde de okumus bir insan olarak devlet okulundayken ozel okullardan nefret etmek ve ozel okullarda okuyanlari paranin simarttigi asagilik yaratiklar olarak gormek icin programlanmistim.
tabii ki her ozel okuldan bahsetmiyorum, ama hem son derece iyi egitim veren, hem ogrencinin okul harici yonlerini gelistirmesine firsatlar taniyan hemde 17 yasinda oturup ulas bardakcinin nasil olduruldugunu tartisabileceginiz kantinleri olan ozel okullar vardir.
tamam icindeki cep telefonlari, makyaj malzemeleri ve spor ayakkabilari kucuk bir koyun yillik gelirinden yuksek olabilir, ama icindeki herkez de oyle degildir. gucume giden insanlarin bu tip gereksiz gosterisleri goz boyama olarak adlandirirken bir yandan da kendi gozlerini boyayip onun arkasindaki hicbir seyi gormemesidir.
cetvelin ters yaptirilmasi halinde derinlik olcmek icin kullanilabilir.
yurt disindaki genis pazar payi asilsiz bir soylentiyle baltalanmis havayolu sirketi. soyledir ki once "ucuslari guvenli degil" denip hollanda hava alanlarina inisi yasaklanmistir, onur air firmasi mahkemeye gider gitmez de yasak kaldirilmistir. tam anlamiyla bok at izi kalsin taktigidir. arada gecen birkac ay icin onur air hem uc aylik gelirini hemde pazardaki musteri payini kaybetmistir.
bir renk cumbusunun camin icinde saklanmasi... daha harika bir sey olamaz. dans ederken susupda fotografa bakmis bir cift renk. atesin dudagi kesilmisi, camin soguga vurulmusu.
heyecan guzel seydir. bir serseriye kapilip gitmenin kalbe verdigi ritm bambaskadir.
elektronik kopek tasmasi.
sifatlarini korumak istiyorlarsa surekli yeni ceptelefonlari almalari gereken insanlardir. cunku bu gunun pahalli telefonunun o fiyatta kalmasi ancak yeni modeli cikana kadardir.
iyi yapildigi zaman tadindan yenmeyen kalori yuvasi.
benzinci bufesi gibi calismaya devam eden bu mekanlarda donut yenilebilir.
bir zamanlar moda olan laflarin nasil demode oldugunun en buyuk kaniti. cok havali konusan arkadaslarimizin kendi cocuklariyla ayni sekilde konusmaya calistiklarinda dusecekleri durum.
bir hafta boyunca projeyi sabaha kadar mukkemmelestirmek icin ugrasmak. sonra proje gunu uyuya kalmak. akabinde yasanan kafayi duvara vurma eyleminin kafada yarattigi fiziksel dagilim.
gunun birinde vergi doldurma formunu yanlis doldurgugu icin 6000 euro iceri girmeyecek insanlardir.
yunus emrenin ozllikle ikinci dortluguyle sonsuz saygiyi hak ettigini dusundugum siiri.
dervişlik baştadır, tacda değildir
kızdırmak oddadır, sacda değildir
eğer bir müminin kalbin yıkarsan
hakka eylediğin secde değildir
ararsan allahı kalbinde ara
kudüste mekkede hacda değildir
kabul et yunusun ergen sözünü
tezcek gelir başa, geçte değildir.
ararsan allahi kalbinde ara...
kuduste mekkede hacda degildir...
dervişlik baştadır, tacda değildir
kızdırmak oddadır, sacda değildir
eğer bir müminin kalbin yıkarsan
hakka eylediğin secde değildir
ararsan allahı kalbinde ara
kudüste mekkede hacda değildir
kabul et yunusun ergen sözünü
tezcek gelir başa, geçte değildir.
ararsan allahi kalbinde ara...
kuduste mekkede hacda degildir...
"gerekirse milletin suratina sicalim da yine de biz konusalim. millet tytzye uyucak komik seyler bulup birbirine anlatsin, nice sozluklerde adimiza nice anketler acilsin. konusulalim da nasil konusulursak konusalim." seklinde bir kabus goren marketting gorevlisi tarafindan devreye sokulan kampanya.
ayrica ruhi sunun sesinden dinlendiginde insani alkol komasina surukleyebilecek niteliktedir.
nazimin anlatim sanatinda benim okuma sansi buldugum her tur ornegi amatorce birakacak derecede astigi, afyona dogru sarapnel tasiyan bir kafileyi ve kadinlari anlatan kuvayi milliye destanidaki bolumlerden bir tanesi.
celiski nedir, kadin nedir, ana nedir okuyalim bakalim:
ayın altında kağnılar gidiyordu.
kağnılar gidiyordu akşehir üstünden afyona doğru.
toprak öyle bitip tükenmez.
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişmeyecekti.
kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık, kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
ve ayakları altında akan
toprak
toprak
ve
topraktı
gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar oynuyordu.
ve ayın altında kağnılar
yürüyordu akşehir üstünden afyona doğru
celiski nedir, kadin nedir, ana nedir okuyalim bakalim:
ayın altında kağnılar gidiyordu.
kağnılar gidiyordu akşehir üstünden afyona doğru.
toprak öyle bitip tükenmez.
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişmeyecekti.
kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık, kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
ve ayakları altında akan
toprak
toprak
ve
topraktı
gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar oynuyordu.
ve ayın altında kağnılar
yürüyordu akşehir üstünden afyona doğru
vatan haini ilan edilen kisinin vatani vatanseverlerinin hepsinden iyi anlattigi destan.
bircok anonim turkunun yani sira, yunus emrenin nazim hikmetin pir sultan abdalin bircok siirinin ruhi sunun sesiyle olumsuzlestigi, yasadigi topragi vatan goren herkesin bir gun gelip de anlamasini umdugum album.
cok alcakgonullu(!) ikinci nesil bilgi sozluk bilgici.
arkadaslar arasinda da sik sik gerceklestigi gozlense de arkadasligin yavas yavas sinirlarina yaklasildigi nokta icerisinde bir dongudur. yeri ve zamani vardir, olur ya da olmazi ucuncu kisilere dusmez.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?